menu
MemurOl
Türkçe Testleri

Paragraf Test 8

Paragraf Test 8

Soru 1 / 25

Bazı şeyleri daha kısa anlatabilirsiniz, ama bazen de o kısalık yetmiyor size, uzun anlatmak gerekiyor. Belki kaçınılmaz olarak yazar malzemesinin bir öyküye sığmayacağını anladığında geçiyor romana. Böyle olunca da: “Öyküden romana geçmiş, öykü bir sıçrama tahtası mı?” gibi sorular çıkıyor ortaya; ama bunun kısmen zorunluluktan doğduğuna inanıyorum ben. Bu parçaya göre yazarların romana yönelmesinin asıl nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Bazı şeyleri daha kısa anlatabilirsiniz, ama bazen de o kısalık yetmiyor size, uzun anlatmak gerekiyor. Belki kaçınılmaz olarak yazar malzemesinin bir öyküye sığmayacağını anladığında geçiyor romana. Böyle olunca da: “Öyküden romana geçmiş, öykü bir sıçrama tahtası mı?” gibi sorular çıkıyor ortaya; ama bunun kısmen zorunluluktan doğduğuna inanıyorum ben. Bu parçaya göre yazarların romana yönelmesinin asıl nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Öykü türünde yeterince deneyim kazanması
    • B) Öyküye diğer yazın türlerinden az değer verilmesi
    • C) Öykünün, hacim bakımından anlatılacaklar için yeterli olmaması
    • D) Anlatacağı olayı daha ilgi çekici yönleriyle ele almak istemesi

    Parçada yazarın elindeki malzemeyi öyküye sığdıramaması ve o kısalığın ona yetmemesi sonucu romana geçtiği, romana yönelme nedeninin hacimsel bir yetersizlik (zorunluluk) olduğu belirtilmiştir.

  2. 2. Öykü yazarı, her zaman olayın değil; anlatımın peşinde olmalıdır. Bu yüzden de öyküde biçem, içeriğin önünde yer alır ki gazete haberi ile öykü arasında bir fark olsun. Gazete haberinden farklı olarak öykünün bildirdiği haberi eskimez kılan, her okunuşta taze tutan da budur. Bu yüzden, öykü yazarı, öykünün konusundan çok, dokusunun ve işlemesinin üzerinde yoğunlaşmalıdır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Öykü yazmanın kendine özgü bir üslubunun olduğu
    • B) Öyküde konu seçimine özen gösterilmesi gerektiği
    • C) Öykülerde, gazete haberinden farklı olarak kalıcı konuların yer aldığı
    • D) Öyküde içerikten çok, biçem özelliklerine önem verilmesi gerektiği

    Yazar, öyküde 'biçem, içeriğin önünde yer alır' diyerek öykü yazarının asıl üzerinde yoğunlaşması gerekenin konu (içerik) değil, doku ve işleme (biçem) olduğunu vurgulamaktadır.

  3. 3. Bir hukuk kitabı için “Bunu okuyun bakalım. Sıradan bir insan anlayacak mı?” denmez hiçbir zaman. Çünkü bu kitabı belli bir birikime sahip kişilerin anlayabileceği düşünülür. Ama edebiyat yapıtı söz konusu olunca niçin aynı şey düşünülmez, bir türlü anlamıyorum bunu. Nedense her okuryazarın, bir edebiyat yapıtını okuyabildiğini rahatlıkla anlayacağı kabul edilir. Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisine karşı çıkmaktadır?

    • A) Yazınsal yapıtların herkese seslenmesi gerektiğinin sanılmasına
    • B) Yazın yapıtlarında yalın bir dil kullanılmasına
    • C) Sanat yapıtlarının, toplumun bütün kesimler için kaleme alınmamasına
    • D) Sanatçıların, okurun bilgi düzeyini dikkate almadan yapıt vermesine

    Yazar, hukuki gibi özel alanlardaki kitapların herkesçe anlaşılmayacağının peşin olarak kabul edilmesine rağmen edebiyat eserlerinin her okuryazar tarafından doğrudan anlaşılabileceği, onlara bu gözle bakılması düşüncesine karşı durmaktadır.

  4. 4. Çok bilinen bir söz vardır: “Benim hayatım roman.” diye. Gerçek yaşamda kimin hayatı tek başına bir roman olabilir ki? Elbette bir romancı, en iyi bildiği olaylardan yararlanarak roman gerçeğine ulaşır. Belli bir olayı ya da bir gerçekliği ortaya koyabilmek için kendi gibi olan insanların gerçeğinden yola çıkar. Ama yazar, yaşamı olduğu gibi aktarmaz, kendince değiştirir ve kendine özgü bu gerçeği, roman sanatı olarak ortaya koyar. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Romanda anlatılanlar yaşanabilir nitelikte olmalıdır.
    • B) Roman, yaşananların yansıdığı bir aynadır.
    • C) Roman, yaşananların yorumlanmasıyla oluşturulan bir yazın türüdür.
    • D) Bir kişinin yaşamı tek başına roman olmaz.

    Romancının yaşamı olduğu gibi aktarmayıp, onu 'kendince değiştirmesi' ve kendine özgü bir gerçeklik (roman sanatı) ortaya koyması, romanın salt anı değil, yaşananların yazarca yorumlanmasıyla oluştuğunu gösterir.

  5. 5. Yazarın, doğa ve eşya betimlemesiyle insan arasında bir bütünlük oluşturması gerekir. Karakterlerin gerçeklik kazanması da bu bütünlüğün kurulmasına bağlıdır. Anlatılan çevreye ve eşyaya ters düşen karakterler romanın gerçekliğini gölgeler. Gerçekçi romanda insanla dış dünya birbirinden soyutlanmadan bir bütün olarak verilir. Gerçekçi romanın öncülerinden sayılan Balzac da dış dünyayla karakterleri birbirine uygun olarak betimlemiştir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Gerçekleri olduğu gibi anlatan romanların kalıcılığı yakalayabildiği
    • B) Romanın gerçekçi olabilmesi için çevre ile kahramanların birbiriyle uyum içinde olması gerektiği
    • C) Yazarın, anlattığı çevreyi ve insanları çok iyi tanıması gerektiği
    • D) Yaşamını bütünüyle yapıtlarına yansıtan yazarların romanlarının okurlarca daha çok beğenildiği

    Romanın gerçeklik kazanmasının ve okuru inandırmasının, anlatılan çevre ve eşya betimlemeleri ile karakterin özelliklerinin bir bütün oluşturmasına yani uyumlu olmasına bağlandığı vurgulanmaktadır.

  6. 6. Eleştiriyi sadece olumsuz ve eksik yanları belirleme olarak gören anlayış, artık geçen çağın tozlanmaya başlayan sayfalarında kaldı. Şimdilerde yeni bir eleştiri anlayışı hâkim oluyor edebiyat dünyasına. Yapıtın kusurları yanında güzel ve iyi yanları da anılıyor. Bu bahçede sadece dikenlerle uğraşmak artık kabul görmüyor. Okur; güllerden, goncalardan da söz edilmesini istiyor. Bu parçada eleştiri ile ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Eleştirmenin asıl görevinin okurla yapıt arasında köprü kurmak olduğu
    • B) Günümüz eleştirisinde kötünün yanında iyinin de ortaya konduğu
    • C) Okurun artık eleştiride yalnız güzellikleri görmek istediği
    • D) Eleştiri anlayışının her dönemde farklılık gösterdiği

    Metinde eleştirinin yalnızca eksik bulma işi olmaktan çıktığı, kusurların yanı sıra güzelliklerin (iyinin) de eleştiride gösterildiği, yeni eğilimin bu olduğu anlatılmaktadır.

  7. 7. Bazı kitaplarda, sanatçının dile getirmeye çalıştığı düşünceleri anlayabilmek güç bir iştir. Hele bu kitaplar, zengin hayallerle süslenmiş ise. Bu, bazı bilgi ve becerilerle donanmış olmayı gerektirir. Bunların başında da okuma sevgisi gelir. Bıkmadan, yorulmadan okumak, bu işi tutkuya dönüştürmek gerek. Kişi böyle bir sevgiden yoksunsa kitabın kapağını aralayıp sayfaların arasına giremez. Yazarın asıl anlatmak istediğini anlayamaz. Bu parçada, anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Kitaplarda anlatılmak istenenlerin anlaşılması yazarın anlatımına da bağlıdır.
    • B) Her okur, okuduğu kitaplardan kendi birikimine göre yararlanır.
    • C) Kimi kitaplar, kapalı bir anlatıma sahip olduğu için okurlarca ilgi görmez.
    • D) Okumayı sevmeyen ve belli bir birikime sahip olmayanlar bir kitabın niçin yazıldığını anlayamaz.

    Parçada, özellikle zengin hayalli kitapların anlamını çözmek için okuma sevgisine, bilgi ve beceri donanımına ihtiyaç olduğu, aksi takdirde yazarın asıl anlatmak istediğinin anlaşılamayacağı ifade edilmiştir.

  8. 8. (I) Yazın dünyamızda sanat yapıtlarının silinip gitmesinin değişik sebepleri vardır. (II) Eğer yazarın, şairin ardında kalan kimsesi yoksa kitapları basılmaz ve zamanla unutulur gider. (III) Bunun en önemli sebebi eleştirmenlerin üzerine düşen görevlerini yapmamalarıdır. (IV) Böyle olunca yazınsal yapıtlar zamanla okurun gözünden düşüp ilgi alanından çıkar. (V) Bu durumun önüne geçmek için eleştirmenler yalnızca yeni kitapları değerlendirip okurlara yardımcı olmakla yetinmeyip edebiyatın geçmişten gelen akışını da saptamalıdır. Bu parçanın bütününde anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Eleştirmenlerin yeni yapıtların yanı sıra eski yapıtları da okura tanıtması gerektiği
    • B) Bir dönemin tarihine ışık tutan yapıtların sadeleştirilerek günümüze kazandırılması gerektiği
    • C) Tarihsel nitelikler taşıyan yapıtların ilgi gördüğü
    • D) Okunmayan yapıtların unutulmasının doğal olduğu

    Yazar, eleştirmenlerin görevini yapmamasını sanat eserlerinin kaybolmasına en önemli sebep olarak gösterip sadece yeni kitaplarla kalmayıp geçmişi de saptamaları, yani eski yapıtları da tanıtmaları gerektiğini söylemektedir.

  9. 9. Hayatın, insanı zinde tutan, her an insana mutluluğu yudumlatan küçük zevkleri vardır. Kapısından etrafa bağlama seslerinin yayıldığı bir kahvede ikindi çayı içmek, yakın bir arkadaşla bir su kıyısında dolaşmak, sofrada, özlenmiş bir yemeği yemek gibi… Eğleneceğiz diye plan program hazırlamadan, yaşamın içindeki küçük küçük zevkleri tatmanın verdiği mutluluk bir başkadır. Bu parçada anlatılmak istenen, aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) İnsanı mutlu kılan, yaşamdaki küçük güzelliklerdir.
    • B) Bazı insanlar, pahalı eğlencelerle mutlu olmak ister.
    • C) Her insanın, kendisine mutluluk veren anıları vardır.
    • D) İnsanın mutlu olması, düzenli bir yaşamının olmasına bağlıdır.

    Metinde hayatın içindeki sıradan, küçük zevklerin (çay içmek, su kenarında dolaşmak gibi) insanı zinde tuttuğu ve ona en büyük mutlulukları yudumlattığı vurgulanmıştır.

  10. 10. İnsan zihni çok katmanlı bir anlam ve duyarlıklar merkezidir. Bu yönüyle bir görüntü, bir ses veya bir olay insan zihninde bir anda onlarca çağrışım oluşturur. Ne var ki bu çağrışımların çoğu, kontrolsüzdür ve gelip geçer. Sanatçı ise, günlük yaşamdaki bu çağrışımlardan işine yarayanları iyi tespit edip hemen harekete geçer. Bir iç değerlendirme yaparak bu çağrışımlardan “neyi, niçin alacağını ve ondan nasıl faydalanacağını” belirler. Hepimizin bildiği, gördüğü bir olaydan o, sanat eseri ortaya çıkarır. Bu parçada asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Belirli bir amaç için yazan sanatçı, zihnindeki anlık çağrışımlardan etkilenmemelidir.
    • B) Başarılı eserler gerçekleri olduğu gibi yansıtır.
    • C) Sanatçının, yaşamı algılayış yönüyle öteki insanlardan bir farkı yoktur.
    • D) Sanatçı, yaşamdaki çağrışımları doğru değerlendirerek bundan bir eser oluşturabilen kişidir.

    Bütün insanların zihninde çağrışımlar olabileceği; fakat sanatçının farkının bu çağrışımları (gördüğünü) kontrol edip doğru bir seçki yaparak (nasıl kullanacağını belirleyerek) eserine dönüştürebilmesi olduğu anlatılmaktadır.

  11. 11. Şiirseverlere duyulan saygının, onlara nitelikli ürünler sunmakla gerçekleşeceğine inanan bir şairim. Bu durumda, yayınevleri yeni bir yapıtı okurlarla buluştururken şairin başarılı şiir geçmişini bir kenara bırakmalı, yapıtı oluşturan şiirlerin sanat değeri taşıyıp taşımadığına odaklanmalıdır. Ancak günümüzde çoğu zaman, bu gerçek göz ardı edildiğinden “Başarılı bir şairin yazdığı her şiir başarılıdır.” yanılsamasıyla pek çok yapıt sürülmektedir piyasaya. Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?

    • A) Yayınevlerinin şiir kitaplarına önyargılı yaklaşmalarından
    • B) Usta şairlerin yazdıkları yeni şiirlerdeki sanatsal niteliksizliğinin göz ardı edilmesinden
    • C) Yayımlanan şiirlerin şiirseverlerin beklentileri doğrultusunda oluşturulmamasından
    • D) Yazın dünyasına yeni adım atmış şairlerin yeterince desteklenmemesinden

    Yazar, yayınevlerinin usta (başarılı) şairlerin yeni kitaplarını sırf ismine bakarak basmalarından, yani yeni şiirlerin niteliksiz olsa bile sadece ismine binaen okunmaya sunulması ve bu kusurların göz ardı edilmesinden yakınmaktadır.

  12. 12. Şiirde anlam yok mudur? Elbette vardır: Bir şiirin anlamı, siz o şiiri dinlerken duyduğunuz, düşündüğünüz şeylerdir. Ama o şiiri dinlerken duyduğunuz, düşündüğünüz şeyleri sözle anlatamasınız. Çözümlemeye, uzun uzadıya açıklamaya çalışırsınız, yine de bilirsiniz ki bütün söyleyecekleriniz, o şiirin asıl anlamı değildir. Asıl anlamın çevresinde dolaşan, onu tam olarak veremeyen birtakım sözlerdir. Bu parçada şiirle ilgili asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Tam olarak açıklanmasının imkânsız olduğu
    • B) Her okuyuşta okura daha fazla haz verdiği
    • C) Başka dillere çevirisinin zor olduğu
    • D) Herkes tarafından anlaşılamadığı

    Şiirin bize hissettirdiklerini kelimelerle ifade etmeye veya uzun uzadıya açıklamaya çalışsak da asıl anlamı birebir veremeyeceğimiz, yani şiirin tam olarak açıklanmasının imkânsız olduğu vurgulanmıştır.

  13. 13. Biçimin fazlasıyla önemsenmesi sonucu Türk şiirinin içinin boşaltıldığı görüşü son zamanlarda sıklıkla gündemde. Bu durumun izlerini öykümüzde de görmek mümkün. Bazı yazarlarımız, “Ne anlatacağım?” sorusunu hiç sormuyor kendine, “Nasıl anlatacağım?” derdinde yalnızca. Böyle yazarları keyifle okursunuz. Ama şu soruyu sormaktan da kendinizi alamazsınız: “Güzel anlatıyor da ne anlatıyor bu yazar?” Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden yakınılmaktadır?

    • A) Öykülerin anlatımında doğallığın kaybolmasından
    • B) Öykülerin içeriğinin göz ardı edilmesinden
    • C) Genç öykücülerin, ustaları örnek almamasından
    • D) Öykücülerin şairlerden etkilenmesinden

    Yazar 'nasıl anlatacağım' sorusuna (biçim) çok odaklanan yazarların 'ne anlatacağım' (içerik) sorusunu unutmasından ve eserlerin içinin boşaltılmasından, yani içeriğin mühimsenmemesinden (göz ardı edilmesinden) yakınmaktadır.

  14. 14. I. İşlemci fanları ve soğutucuların rahatlıkla sığması ancak büyük bilgisayar kasaları ile mümkündür. II. Günümüz dünyasında teknoloji geliştikçe elektronik cihazların donanımları daha az yere ihtiyaç duyuyor, böylece cihazlar küçülüyor. III. Hem işlemci hem de ekran kartlarındaki soğutucu kaynaklı bu büyümenin sebebi ise daha yüksek performanslı donanımları piyasaya sürme yarışının getirdiği bir sonuç. IV. Bu sorunun cevabını bulmak için baktığımızda işlemci ve ekran kartının kasa içinde kapladığı alanın yıllar içinde değişmediğini ancak onu soğutmak için gereken fanların sürekli büyüdüğünü görüyoruz. V. Peki teknolojinin gelişimine paralel olarak elektronik donanımlar istikrarlı şekilde küçülürken bilgisayar kasaları neden küçülmüyor? Yukarıda numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sıralandığında hangisi baştan ikinci cümle olur?

    • A) V.
    • B) II.
    • C) III.
    • D) I.

    Cümlelerin anlam akışına göre sıralaması şöyledir: Önce teknolojinin küçüldüğüne dair genel bir giriş yapılır (II), ardından buna zıt bir durum olarak kasaların neden küçülmediği sorulur (V), bu soruya cevap verilir (IV), kasanın soğutma yüzünden büyüdüğü anlatılır (III) ve sonuç bağlanır (I). Baştan ikinci cümle V numaralı cümledir.

  15. 15. Çeviri kitapları okurken bunları kimin çevirdiğine dikkat ediyor musunuz hiç? Pek çok okur için bu sorunun cevabının, hayır, olduğunu biliyorum. Ancak bir çevirmenin ustalığı, çevrilen yapıtın sanat değeri üzerinde çok etkilidir. Bir kitabın çevirisi iyiyse onu okurken son sayfaya geldiğimizi anlamayız bile. Bir solukta bitiririz. Ancak çeviri çok kötü ise iş değişir. Yapıt tüm büyüsünü kaybeder. Kitapla aramızda soğuk rüzgârlar eser. Bu parçanın bütünden anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Hiçbir kitap çevirisi, orijinalindeki yazınsal tadı okuyucuya duyuramaz.
    • B) Okuyucu, bir kitabın çevirmeniyle değil, içeriği ve üslubuyla ilgilenmelidir.
    • C) Çevirmenin yetkinliği kitapların okunurluğunu önemli ölçüde etkiler.
    • D) Çevirisi güzel olan kitaplar, yazınsal değerinden bir şey yitirmez.

    Parçada net olarak 'bir kitabın çevirisi iyiyse okurken bitiririz, kötüyse soğuk rüzgarlar eser' diyerek yazar, çevirmenin ustalığının ve yetkinliğinin kitabın okunurluk oranı üzerinde doğrudan etkisi olduğunu anlatmıştır.

  16. 16. Yazınsal metinlerde ve kitaplarda sokak ağzının kullanımına dönük bunca olumsuz eleştirinin nedenini anlayamıyorum. Örneğin, benim Hüseyin Rahmi’yi çok sevmemin nedeni, onun yazılarında engin ve yürekten olmasının yanında, sokağın dilini, azınlıkların söyleyiş biçimlerini, deyimlerini kitaplarına taşımış olmasıdır. Şimdi, sokak ağzını beğenmiyorsunuz diye Hüseyin Rahmi’nin kitaplarından tutup da o sokak söyleyişlerini çıkarırsanız o büyük yazardan geriye ne kalır? Kuşa döner yapıtları, anlatımının gücü soluverir. Ben, sokağın dili neyse onu yapıtlarında işleyen sanatçılara hayranım ve bu sanatçıların, bu davranışlarından dolayı eleştirilmesine karşıyım. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Birçok yazarın okurun beklentilerini dikkate aldığından dolayı eserlerinde doğallıktan uzaklaştığı
    • B) Sanatçıların yapıtlarında halkın anlayabileceği bir dil kullanması gerektiği
    • C) Günümüzdeki eserlerde sokağın dilinin egemen olduğu
    • D) Yapıtlarında sokağın dilini kullanan sanatçıların eleştirilmesinin yanlış olduğu

    Parçanın yazarının hem ilk cümlede "bu olumsuz eleştirilerin nedenini anlayamıyorum" demesi hem de son cümlede "bu davranışlarından dolayı eleştirilmesine karşıyım" diyerek tutumunu net şekilde belirtmesi, asıl amacın bu haksız eleştirilere karşı çıkmak olduğunu gösterir.

  17. 17. Uzun yıllar düşüncelerimi, yaşadıklarımı ve gördüklerimi düzyazıyla anlatmaya çalıştım. Anladım ki düzyazı benim işim değilmiş. Şimdi şiirlerle anlatıyorum bütün anlatacaklarımı. Bunu hiç zorlanmadan yapıyorum. Nasıl yazıyorsam öyle de kolay okunuyor. Dolayısıyla şiirlerim yaşamın peşinden gidince benim için yazmak daha da anlam kazandı. Bu parçada yazar, aşağıdakilerin hangisinden söz etmektedir?

    • A) Düzyazıyı bir türlü sevemediğinden
    • B) Duygularını zorlamadan yazıya aktarabildiğinden
    • C) Şiir türünü düzyazıya niçin tercih ettiğinden
    • D) Şiirlerinde yeni konular işlediğinden

    Yazar, düzyazının kendi işi olmadığını anlayıp şiirle kendini hiç zorlanmadan anlatabildiğini fark etmesiyle neden düzyazı yerine şiire yöneldiğini (niçin tercih ettiğini) açıklamaktadır.

  18. 18. I. Eğitim kurumlarında klasiklerin okutulmasıyla ilgili çok önemli eksiklikler bulunmaktadır. II. Her şeyden önce klasik yapıtların ders kitaplarında sunulma biçimi yeterli değildir. III. Kısa bir özet ve metinden alınan küçük bir bölümün okutulmasından sonra, sorulan birkaç soruyla klasik yapıt üzerindeki çalışma yeterli görülmektedir. IV. Bütün bunların yanında elbette öğretmenin klasik yapıtı algılama biçimi, klasiklere bakış açısı, kendine özgü yaratıcılığı ve dersi sunuş biçimi de büyük önem taşımaktadır. V. Ayrıca edebiyat derslerinde başlı başına bir kitap okuma ve yorumlama saatinin yer almaması da bu durumun olumsuzluğunu artırmaktadır. Yukarıdaki numaralandırılmış cümlelerden anlamlı bir bütün oluşturulabilmesi için hangileri yer değiştirmelidir?

    • A) III. ve V.
    • B) I. ve III.
    • C) II. ve IV.
    • D) IV. ve V.

    Beşinci cümledeki 'ayrıca edebiyat derslerinde...' ifadesi, ilk maddedeki eksikliğe (I, II, III. cümleler) yapılan ek bir eksikliktir. Dördüncü cümledeki 'Bütün bunların yanında...' ifadesi ise tüm bu sorunları bağlayan, sona eklenmesi gereken genel bir değerlendirmedir. Bu yüzden IV. ve V. numaralı cümleler yer değiştirmelidir.

  19. 19. Edebiyatın coğrafyası geniş hatta sınırsızdır. Edebiyatın kanatlarında bir yazarın anlatamayacağı hemen hiçbir konu yoktur. Okur da bu geniş edebiyat coğrafyasında nice yeni kavramlarla, duygu ve düşüncelerle tanışır. Eski ya da yeni yaklaşımları öğrenir, bunlarla beslenir, gelişir, değişir. Edebiyatın işlevi de budur zaten: Değiştirmek, dönüştürmek ve geliştirmek. Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Zihin ve gönül coğrafyası geniş olmayan toplumların zengin edebiyatları olmaz.
    • B) Okurlar, edebiyatın kuşatıcı atmosferi sayesinde kendilerini yeniler.
    • C) Değişen toplumla birlikte o toplumun ürettiği edebiyat ürünleri de değişir.
    • D) Yazınsal eserler farklı coğrafyalardaki yaşamlara tanıklık eder.

    Edebiyatın uçsuz bucaksız coğrafyasında okurun yeni duygu ve düşüncelerle beslenip, değişip, geliştiği, yani edebiyatın kuşatıcılığı sayesinde kendini yenilediği ifade edilmektedir.

  20. 20. Çağımızda roman bir sanat ürünü olmaktan çıkmış; basın yayın pazarının ticari aracı hâline gelmiştir. Romanın geniş kitlelere seslenmesiyle birlikte arz talep ilişkisi kurulmuş, bu arz talep ilişkisi romanın kalitesini, baskı sayısını ve okunma oranını belirlemiştir. Bu konuda çalışmalar yapan Iwan Watt’a göre roman günümüzde daha çok satılması için halk yığınlarının istek ve arzularına göre gelişen bir edebiyat türü olmaya başlamıştır. Bu parçada günümüz romanıyla ilgili asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Diğer türlere oranla daha çok ilgi gördüğü
    • B) Okurların beklentileri dikkate alınmadan yazıldığı
    • C) Eskiye göre daha çok alıcı bulduğu
    • D) Yazınsal özelliklerinden çok ekonomik boyutuyla öne çıktığı

    Parçada çağımızda romanın 'sanat ürünü olmaktan çıktığı, ticari araç olduğu' söylenmekte, arz-talep ilişkisi ve çok satma hedefinin onun ekonomik boyutunu, yani ticari yönünü öne çıkardığı belirtilmektedir.

  21. 21. Polisiye romanlar, yazınımızın en çok satılan; ancak okunduktan sonra bir kenara bırakılan türlerindendir. Çünkü bir bulmaca, ancak çözüldüğü ana kadar heyecan vericidir. Yazarın serpiştirdiği ipuçlarına göre kimin katil olduğunu bulup çıkarma, gelişmiş bir bulmaca çözme keyfi verir. İşte bundan dolayı diğer roman türleri ikinci, üçüncü kez okunabildiği hâlde, bir kez okuyup “esrar”ını öğrendiğimiz bir polisiye romanı bir daha okumak anlamsızlaşır. Bu parçada polisiye romanlarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?

    • A) Ayrıntıların ancak dikkatli okurlarca yakalanabildiği
    • B) Esrarengiz konular içermesinin okumayı tetiklediği
    • C) Sadece bir kez okuma gereksinimi duyulduğu
    • D) Diğer türlerden ayrılan yönlerinin bulunduğu

    Parçada polisiye romanların bir kez okunduktan sonra sırların çözülmesi sebebiyle ikinci veya üçüncü kez okunmasının anlamsızlaştığı, dolayısıyla sadece bir kez okunduğu vurgulanmaktadır.

  22. 22. Her yazınsal tür, kendi kurallarına yaslanarak yazılırken öykü; romana, şiire, oyuna en açık yazınsal türdür. Şiire özenen bir roman, daha yarıya gelmeden düzeyinden bir şeyler yitirirken öykü, şiire yanaştığında bıktırıcı olmak şöyle dursun ayrı bir çarpıcılık kazanır. Özenle seçilmiş parçalarını ele alarak romana yatkın çok yönlü bir olayı başarıyla yansıtabilir öykü. Bunun yanında tiyatronun da çeşitli kurallarından yararlanarak daha etkileyici bir söyleyişe sahip olabilir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Öykü, başka türlerin niteliklerinden yararlanarak anlatım olanaklarını zenginleştirir.
    • B) Her sanat dalının kendine özgü kuralları vardır.
    • C) Başarılı bir sanat yapıtı oluşturmak isteyen sanatçı diğer sanat dallarından yararlanmasını bilmelidir.
    • D) Okuru etkileyen öyküler ancak başka türlerde de yazan sanatçılar tarafından kaleme alınır.

    Yazar öykünün şiirden, romandan veya tiyatrodan özellikler taşımasına, onların niteliklerinden faydalanmasına rağmen zarar görmeyip aksine ayrı bir çarpıcılık kazandığını ifade ederek öykünün beslendiği olanaklara dikkat çekmektedir.

  23. 23. Bize şehirleri sevdiren, orada yaşayan insanlara duyduğumuz bağlılıktır. Sevdiğimiz insanlar çekip gitsin yaşadığımız yerlerden, yabancı bir gezgin gibi kalıveririz ortalıkta. Bin yerinden bağlı bulunduğumuz sokaklar, semtler ve şehir, “Merhaba!” demez artık bize. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sokak, semt ve şehirlerin hayatımızda önemli bir yerinin olduğu
    • B) Yaşanan yerlerin sevilmesinde, oradaki insanlara duyulan sevginin önemli olduğu
    • C) Toplumsal bağlarımızın güçlenmesinin, şehirlerin güzelleşmesiyle mümkün olduğu
    • D) Şehirlerin, insanlar arasındaki bağı kuvvetlendirdiğinden

    Parçada şehirleri (yaşanılan yerleri) sevdiren asıl unsurun, orada yaşayan sevdiğimiz insanlar olduğu söylenmiştir. Yani yaşanan yerlerin sevilmesinde insan sevgisi önemlidir.

  24. 24. Günümüzde: “Orta oyununun neresi komik; eskiler buna mı gülüyorlarmış?” diyenler için ben de derim ki: “Pek haksız sayılmazlar. Ama unuttukları birkaç şey var: Orta oyunu bir ekran oyunu değildir, halk ortasında canlı olarak oynanır. Bir kere o günün zevk ve espri anlayışını yansıtır. İçeriği de o güne uygundur. O zamanın insanlarına eğlence olarak yettiği halde bugünün insanlarını doyurmaktan uzak olması doğaldır; çünkü zamanla değer yargıları değişmiştir.” Bu parçada orta oyunu ile ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Konusu yönüyle bugünün insanına da seslendiği
    • B) Kendi zamanı ve ortamı içinde değerlendirilmesi gerektiği
    • C) Zamanla değerini kaybettiği
    • D) Kişisel becerilere bağlı olarak seyircileri etkilediği

    Orta oyununun oynandığı zamanın şartlarını, espri anlayışını ve değer yargılarını taşıdığı ve bugünkü değerlere göre değil o zamana göre değerlendirilmesi gerektiği anlatılmaktadır.

  25. 25. Yazar olarak yaşamın içinde değil, kendi inşa ettiğimiz küçük kulelerde yaşıyoruz. Bir gün o küçük kuleden çıkıverince bir yabancı gibi kalıyoruz ortada. Konuşamıyor, yalpalıyor, yürümeyi beceremiyoruz. Yapıtlarımızı okuyanlar notumuzu veriyorlar hemen: “Yaşamdan kopuk olduğu için edebiyat tadı yetersiz bunların.” Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sanatçıların, ilgi alanlarının dışındaki konuları önemsemediği
    • B) Kendi dünyasına kapanıp yaşamdan haberiz yaşayan sanatçıların, başarılı yapıtlar veremeyeceği
    • C) Birçok sanatçının, halktan uzak olmakla birlikte, halk için sanat anlayışını savunduğu
    • D) Yapıtlar oluşturulurken halkın içinden örnek yaşamların seçilmesi gerektiği

    Kendi sırça köşklerine, kulelerine çekilip yaşamdan kopuk üretilen sanatın insanlardan ve edebiyatın asıl tadından uzak olacağı, yani böyle yazarların iyi ve canlı/başarılı eserler üretemeyecekleri vurgulanmaktadır.